KIRMIZI ÇİZGİLER

Kırmızı: Tehlikedir, yasak işaretidir, “Girilmez”dir, “Dur-bekle”dir kısacası kırmızı çizgilerin dışına Allah’ın kulu çıkmaz, çıkamaz. Çıkarsa ne olur? Bedelini de öder, ancak siz oy kaygısıyla iç politika hesapları uğruna eğer birkaç defa kırmızı çizgilerinizi ihlal edenleri görmezden gelmişseniz  orada kırmızı çizginiz laçka olmuş demektir, size artık dünya inanmaz, yaptığınız her şeyi eni-konu inceler ve eleştirir.

Diyelim ki siz bir ülkede devleti yönetiyorsunuz ve muhalefet partileriniz de var. Bunlardan birisi devletinizin çizmiş olduğu kırmızı çizgileri her defasında ihlal ediyor, ulusal marşınızı okutmuyor, milli kahramanlar ve devlet adamlarınızı bırakın dikkate almayı küfür ve hakaretler yağdırarak başkentinizin göbeğinde kongrelerini yapıyorlar ve siz devlet olarak oy kaybetme kaygısı nedeniyle bütün bu olanları görmezden geliyor ve gereğini yapmıyorsunuz, siz tüm dünyanın gözünde önemli bir devlet değilsiniz, her yaptığınız yargılama ve sizin terör gördüğünüzü onlar bağrına basar, hatta ödül gibi oturma izinleri verirler, iltica hakkı tanırlar, size teslim etmezler çünkü inandırıcı değilsiniz, bunlar da yetmedi yine oy kaygısıyla böyle yasadışı partinin yaptıkları aşırı vatan hainliğini cezalandırmak yerine vatanseverlerden kestiğiniz vergilerle oluşturduğunuz hazineden yüklü bir hazine yardımı da yapar, seçime sokarsanız, o paraların bir kısmı dağdaki teröristlere göstere göstere giderse, belediyeler gelirlerinden senin vatan haini dediklerine kaynak aktarır ve sende bütün bunları biliyor ama görmezden gelirsen; size kendi insanınız da, dünyadaki tüm devletler de ciddi gözle bakmaz,yaptığınız her yargılamaya şüphe ile bakar ve “İnsan haklarını ihlal ettin, bağımsız yargılamadın, elimizde senin terör dediklerini sana veremeyiz çünkü adil değilsin” derler ve ne acıdır ki dünyada yalnızlığa düşersin, çoğunluk seni haksız gördükten sonra geriye kalanlar da çoğunlukla beraber hareket eder ve tek başına efelenip durusun, sonuç? Sıfıra sıfır.

“Kedinin bacağını yırtmak”

Ben de bir hayvan severim ve bu tabiri doğru bulmam, ama Anadolu’da böyle bir tabir var ve halen kullanılıyor.

Damat evlendikten sonra nasıl olmuşsa gelin baskın çıkmıştır ve damadı sürekli ezmektedir, damat da bu duruma her ne kadar üzülse de zaman içinde alışmaya başlar ve ezik olarak yaşamını sürdürür. Bir akşam karısı bunun dışarda arkadaşlarıyla vakit geçirmesine ve  içmesine izin verir, damat eski arkadaşlarıyla buluşur, sohbet sırasında laf döner dolaşır bunun karısından korkmasına gelir. Arkadaşları bu durumuma çok üzülmektedirler ve damada bir akıl verirler: derler ki seni bu eziklikten kurtaracak bir formülümüz var, yaparsan karın senden çok korkar ve bir daha seni ezmeye cesaret edemez. Nedir? Diye sorduğunda derler ki şimdi eve git ,yarın sabah kahvaltı hazırlarken bir yolunu bul ve sinirlendiğini göstermek için ayaklarına dolanan kediyi yakala ve bacaklarından ikiye ayır, bak o zaman karın senden nasıl korkacak. Damadın bu iş hem hoşuna gider, hem de kolay görünür.

Sabah gelin hanım sinirli bir şekilde. “nerde benim kahvaltım?” diye çıkıştığında, damadımız hemen kalkar bir şeyler hazırlamaya koyulur, bir taraftan da kediyi gözlemektedir, bir de bakar ki kedi karısının koynunda  uyumaktadır, sinirli bir şekilde gelir güya karısını kıskanmıştır ve hızlı bir şekilde kapar kediyi, arka bacaklarını iki eliyle kavrar ve tam kediyi ikiye bölecekken karısı elinden tutar ve şu ünlü cümlesini kurar: “Aslanım bu hareketi ilk gece yapacaktın, şimdi yemezler, bırak o masum hayvanı ve kahvaltımı hazırla, haa bu arada sana o akılı verenler de söyle ??”

Hikaye böyle her tepki yerinde ve zamanında verilmeli ve sağlam duruş sergilenmeli, aksi halde bir kere inandırıcılığınızı yitirdiniz mi kimse size inanmaz ve yaptığınız her şeyi tartışmaya açar, kendi doğrusunu sana kabul ettirir.

YORUM EKLE