Çocukluk yıllarımızda doğduğum yer, ana-baba-ata toprağım Hüseyin Çavuşoğlu Köyü’nde “çavuş üzümü” üretip, pazara getirip sattığımız günleri hatırlıyorum.

Sepetlerini de kendimiz örer, nefis çavuş üzümlerini nadide bir mücevher gibi pırıl pırıl sepetlerin içinde tezgahlara koyardık.

Şimdi ne el emeği, göz nuru sepetler kaldı, ne de nefis çavuş üzümleri…

***

Zonguldak ve havalisi tarıma elverişli bereketli topraklarla doludur.

Özellikle ilçe, belde ve köylerimizde bahçe tarımı, sebzecilik, meyvecilik ve hayvancılık için uygun koşullar fazlasıyla mevcuttur.

Bizler, bu nimetlerin kadrini-kıymetini unutup, topyekun tarımsal üretimden vazgeçmeden önce, ilimizin bereketli toprakları üzerinde yöremize özgü her türlü meyve sebze bol bol yetiştiği gibi, çok değerli nadide ürünlerimiz de vardı.

Mesela, aroması, tadı ve lezzeti ile dünyanın en güzel çileği olarak kabul edilen Ereğli’nin Osmanlı çileği…

Mesela, 1 gramı 1 gram altın değerindeki Safranbolu’nun “safran” bitkisi…

Mesela, Hüseyin Çavuşoğlu Köyü’nün nefis çavuş üzümü…

Kadrini-kıymetini bilebildik mi?

***

30-40 yıl öncesine dönelim…

Zonguldak kırsalı ekili alandan geçilmiyordu.

Yöremize özgü tarımsal ürünlerden mısır, taze fasulye, kara lahana (mancar), bahçe ürünlerinden bugün manav ve marketlerde el yakan fiyatlardan satılan domates, sivri biber, marul ve çeşitli sebzeler, meyve türlerinden ceviz, kestane, elma, armut, incir ve diğer çeşitli meyveler bol bol, üstelik organik olarak yetişiyordu.

Sonra ne oldu, nasıl olduysa, yerli üretim birden bıçak gibi kesiliverdi.

***

Ünlü gazete ve roman yazarı Oktay Akbal’ın aynı adı taşıyan romanında şu satırlar yer alıyor…

“ Önce ekmekler bozuldu, sonra herşey…”

İthal ürünler, genetiği değiştirilmiş hormonlu ürünler yüzünden ağzımızın tadı ile birlikte sağlığımız da bozuldu.

Etin-tavuğun hiç lezzeti kalmadı.

Karpuza “kabak aşısı” yapıldı.

Domatesin cılkı çıktı.

Zonguldak bahçelerinin nefis taze fasulyesi kayboldu, manav ve marketlerde devasa fasulyeler boy gösterdi.

Anadolu topraklarının has buğdayından üretilen “kara ekmek” yok oldu.

***

Bilime, sanayi ve teknolojiye evet…

Sonuna kadar destekliyoruz.

Ancak “tarımdan vazgeçmek” pahasına değil…

Ülkemiz hem sanayi ve teknoloji, hem de tarım ülkesi olmak durumunda olduğu gibi, ilimiz de hem sanayi ve teknoloji, hem de tarım şehri olmak durumundadır.

Bu yüzden “tarıma dönüş” zamanı çoktan geldi de, geçiyor bile…

Galip Yılmaz ÇAVUŞ

Güncelleme Tarihi: 29 Eylül 2021, 16:30
YORUM EKLE

banner302

banner261

banner300

banner301

banner313

banner297

banner94

banner31

banner299

banner303

banner314

banner266