TAŞKÖMÜRÜ MÜ? KESTANE BALI MI?


Taşkömürünün, maden işçisinin ve emeğin başkenti Zonguldak, ısrarla kestane balının kenti yapılmak isteniyor.

Nasıl mı?

Gelin hep birlikte tarihe ve rakamlara bir göz atalım;

Türkiye Taşkömürü Kurumu 1967 yılında istihdam ettiği 31 bin 441 işçiyle yıllık 5 milyon tondan fazla kömür üretimi yapmış.

Bugün 7 bin işçiyle ürettiği yıllık kömür ortalaması 1 milyon tonun altında.

1980’li yılların başında ülke taşkömürü ihtiyacının yüzde 80’i TTK ve Zonguldak havzasındaki özel ocaklar tarafından karşılanırken, bugün ülke ihtiyacının yüzde 2.72’si Zonguldak havzası tarafından karşılanabiliyor.

Yani Türkiye taşkömüründe yaklaşık yüzde 97 dışa bağımlı duruma gelmiş.

Demir-çelik sektörü 1990 yılında 1.3 milyon ton taşkömürünü Zonguldak’tan alırken, 1995 yılında 650 bin ton, 2010 yılında 498 bin ton, 2013 yılında 431 bin ton, 2020 yılında ise sadece 237 bin ton taşkömürünü Zonguldak’tan temin etmiş.

Türkiye’nin yıllık taşkömürü ithalatı 40 milyon ton seviyelerine ulaşmış durumda.

Yani yılda 3 buçuk milyar dolarlık taşkömürü ithal ediyoruz.

Gerek Erdemir gerekse Kardemir kömür ihtiyacının neredeyse tamamını ithal ediyor.

Evet, TTK ve özel ocaklar demir-çelik sektörünün taşkömürü ihtiyacının tamamını karşılama şansı yok.

Ama sadece Erdemir yönetimi yıllık 200-300 bin ton taşkömürünü TKK ve özel ocaklardan temin edebilir.

Cumhurbaşkanı ısrarla ‘yerli ve milli’ vurgusu yaparken, Erdemir’in yerli taşkömüründen uzak durması akıl alır gibi değil.

Erdemir geçmişte Zonguldak’tan kömür alımı yaptı.

Bir takım sorunlar yaşandı ama bu sorunlar çözülemeyecek sorunlar da değildi.

TTK’nın ve özel ocakların yıllık üretim kapasitesini 10 milyon tona çıkarmak gibi bir hedefleri vardı.

Bu hedef siyasilerin beceriksizliği yüzünden sadece raporlarda kaldı.

TTK’daki işçi açığını bilmeyen yok.

Hazır yerli ve millilik ön plana çıkmışken, TTK’ya gerekli yatırımların yapılması ve işçi alımları hep bir ağızdan günde tutulmalı.

Valisinden milletvekillerine, siyasi partilerden sendikaya ve sivil toplum kuruluşlarına kadar herkes bu konuda tek vücut olmalı, ağız birliği yapmalı diye düşünüyorum.

Sadece hedef koymakla üretim artmıyor.

Yerin altında 180 yıl yetecek kadar taşkömürü rezervi varken, yüzde 97 oranında dışa bağımlı olmak akıl alır gibi değil.

Her yıl 40 milyon ton ithalat…

Her yıl cebimizden çıkan 3 buçuk milyar dolar…

1967 yılında, teknolojiden uzak, sadece beden gücüyle 5 milyon ton taşkömürü üretmiş bu kentin maden işçileri.

2022 yılındayız.

Aradan 55 yıl geçmiş.

İşçi sayısı 30 binlerden, 7 binlere düşmüş.

Üretim 5 milyon tondan, 1 milyon tonun altına inmiş.

Bu denklemde millilik yok, yerlilik de yok.

Bu denklemde, her geçen gün kötüye giden bir kurum, bir de şehir var.

Onun için özellikle milli kuruluşumuz olan Erdemir’in yöneticileri Zonguldak’ın kömürünü yeniden değerlendirmeliler.

Çok zor değil yılda 100 bin ton özel ocaklardan, 100 bin ton TTK’dan taşkömürü almak.

Unutulmamalı ki Erdemir de Kardemir de Zonguldak’ın taşkömürü sayesinde kuruldu.

Yıllarca Zonguldak’ın taşkömürüyle üretim yaptı.

Deyim yerindeyse Erdemir’i de Kardemir’i de Zonguldak doğurdu ve büyüttü.

Şimdi vefa zamanı.

Siyasetçisiyle, bürokratıyla Zonguldak’ı yönetenler artık bir karar vermeli.

Ya TTK’yı ve havzadaki kömür üretimini kendi kaderine terk edip;

Zonguldak’ı kestane balının kenti yapacaklar.

Ya da TTK ve havzadaki taşkömürü madenciliğini destekleyerek;

Zonguldak’ı yeniden taşkömürünün, madencinin ve emeğin başkenti yapacaklar.

Bir tarafta sadece kent…

Diğer tarafta başkent…

Sizce hangisi daha mantıklı?

YORUM EKLE

banner302

banner261

banner300

banner314

banner303

banner313

banner94

banner31

banner299

banner319

banner320

banner266