Üniversitedeyken en çok ulaşıma para harcardım maalesef. Uzun süre yol yürümem, ayakta kalmam sağlığım açısından uygun olmadığından mutlaka bir araç ile ulaşım sağlardım. Otobüs, minibüs metro ile gidemeyeceğim yer ise taksiye binerdim. Babam “parayı sakın düşünme, sağlığını sakın riske etme, son paran da olsa ver taksiye ben sana gönderirim hemen” derdi ama memurdu sonuçta ve tek çocuğu da ben değildim. O sebeple dolmuş varsa da hemen taksiye binmezdim. Harçlığımı da kuaför, gereksiz giysi alımı, dışarıda yemek yemeler şeklinde kullanmazdım olabildiğince. Hepsi ihtiyaç kadarıylaydı. Ulaşıma gidecek payı hesap ederek diğer harcamalarımı yapardım.

İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri öğrencilerinin gelir durumu farklıdır biraz. Çok zengin de vardır, memur çocuğu da zor geçinen aile çocuğu da…Bizim okulda da zengin öğrenci çoktu, çoğu arabasıyla gelirdi okula. 

Sınıftan çok arkadaşım vardı ama yedi kız arkadaşım ile daha sık ve yakın görüşürdük. Hatice arkadaşlarımdan biri ve en zenginimizdi. Özel şoförü vardı Hatice’nin, Çankaya’da evleri…Yedi arkadaşımız içinde köken farklılıklarımız da vardı maddi durum farklılığımızda  siyasi görüş farklılığımızda  ama ne dört yıllık üniversite hayatımızda ne de sonrasında farklılıklarımız hiç sorun oluşturmadı. Hep saygı duyduk birbirimize. Sol yumruk havada eylem yürüyüşüne katılan arkadaşımda vardı vakit namazını kaçırırım diye ödü kopanda. Türkiye mozaiğiydik aslında. Türkiye renkleri…Kişiliklerimiz, karakterimiz, sevgimiz,  vicdanımız, insanlığımızdı bizi bir arada tutan.

Okul bittikten sonra da arada toplanırız yedi kız arkadaşımla. İlk Ankara toplanmamızda Hatice sabah erkenden uçak ile Ankara’ya gelecekti. HAVAŞ ile AŞTİ’ye geldi sabah erkenden. Arabam ile almaya gittim Hatice’yi. Onu beklerken de Hatice beni okul çıkışında ya da evlerine davet ettiğinde yurduma çok bırakmıştı aracıyla bugün  de ben onun şoförlüğünü yapacağım  diye düşünüp tebessüm edivermiştim.
 
Hatice ile buluştuk. Önce kontrolü varmış doktoruna gittik sonra da öğrencilik mekanımız Emek-Bahçeli civarlarına kahvaltıya. Yolda giderken Hatice koltuktan  biraz geriye doğru çekildi araç sürüşüme, aracıma baktı ve çok mutlu bir ifade ile “o kadar mutlu oldum ki seni aracını almış ve kullanıyorken görmeme. Ne zorlandın okurken, şükür ki işin oldu, aracını aldın kullanıyorsun ve hayat sana kolaylaşmış” dedi. Gözlerimiz doldu o an. Çok çok şükür tabi…Sonra kahvaltı edeceğimiz mekana geldik. Orada da bir itirafta bulundu Hatice. “Ben giyinmeyi severdim ve farklı farklı giysilerim vardı,  değişik değişik giyerdim, senin de giysi sayın sınırlıydı ve ben senin yanında bazen utanırdım, acaba Aslı üzülür mü farklı farklı giyindiğim için mahçup hisseder mi kendini diye düşünürdüm” dedi. “Yok Hatice hiç aklımdan bile geçmedi” dedim. Ben de Hatice’nin üzüldüğüne üzüldüm, “rahat olsaydın keşke” dedim. Ben zaten memur çocuğuna göre fena giyinmezdim ama Hatice kadar da giyinezdim zaten amacım babamın gönderdiği harçlığımla çok çeşit giyineyim de olmamıştı hiç. Hatice’nin hem parası, hem zevki, hem isteği vardı giyinecekti tabi ki…Biz zaten birbirimizi özden sevdiğimizden diğer faktörler etkin olmadı hiç. .Kimin koşulları neyi gerektiriyorsa onu yapmalı ve kimse kimse için sınırlarını zorlamamalı rahat olmalı.Ben Hatice gibi giyinmeye şartlarımı zorlamamalıydım Hatice de üzülmemeliydi.  Hatice ince düşünceli ve naif olduğundan üzülmüş boşuna…Şimdilerde şükür eşi ile güzel başarılı girişimleri var. Göğsümüzü kapartan başarıları var. Allah daha çok verdi çok şükür ona. Bende şuan şükür çalışıyorum ve bir kazancım var istediğim gibi harcayabildiğim. 

Bu anımı lise ya da üniversite de okuyan genç kızlar ile konuşurken paylaşıyorum.  Sabırlı olun, çalışkan olun, paylaşımcı olun, farklılıkları zenginlik görün, öze bakın, karaktere bakın, kendinizi geliştiren faliyetlere odaklanın diyorum büyükleri olarak…Ne kendinizi, ne ailenizi üzün…Güzel hakiki dostluklar kurun…Vizyon edinin, farkındalıklar katsın üniversite hayatınıza diyorum…Sonrası inşAllah hayat size güzel…