87 yaşındaki yaşlı kadının kemikleri,
İzmir'de yaklaşık üç yıl boyunca kimsenin fark etmediği bir evin karanlık köşesinde bulundu geçenlerde…
3 gün değil,
3 hafta değil,
3 ay hiç değil…
Tam tamına3 yıl!...

Bu olay tezlere konu olabilecek cinsten…
Toplumumuzun dönüşen yapısının, komşuluk ilişkilerinin ve insanlık değerlerinin nasıl da yok olduğunun acı göstergesi…
Gelecekte, yalnızlık ve izolasyonun artacağına dair endişelerim bu olayla taçlandı adeta…
Komşuluk ilişkileri, akraba bağları gittikçe zayıflıyor, farkındasınız değil mi?
İletişim teknolojisi ilerlese de, gerçek anlamda insanlar arasındaki bağlar giderek daha da kopuyor…
Kopmaya da devam edecek…

Ve asıl beyinleri kurcalayan o düşünceler…
Hiç kimse bu kadına bir tabak yemek götürmeyi düşünmemiş,
Hiç kimse bir "merhaba" demek için kapısını çalmamış,
Hiç kimse sesini duymak için bir telefon açıp “Alo” dememiş,
Hiç kimse “Nasılsınız?” diye bile sormamış…

Ne acı…

Hiç mi kimsen yoktu,
Hiç mi merak edenin yoktu,
Hiç mi alacaklın yoktu,
Hiç mi sevenin yoktu be kadın…

Düşündükçe içimde oluşan koca boşluğu size anlatamam…

Her şeyin ötesinde, komşuların kokusunu almamış olmaları, olayın en karanlık yanlarından biri bence.
İçimde ki SherlockHolmes, belki de komşular diyor…
Neyse…

Bu acı olay,
Türkiye’de, komşuluk ilişkilerinin eskisi gibi olması gerektiğini yüzümüze tokat gibi çarptı…
Asansör çağırınca biri, karşılaşmamak için merdiveni tercih etmeyi kenara bırakmamız gerektiğini yüzümüze vurdu…
Ama en önemlisi, insan olmanın, komşusunu merak etmenin ne demek olduğunu yeniden hatırlamamız gerektiğini hatırlattı…

Sonra da düşünüyorum,
Avrupa ‘da komşuluk ilişkileri mi var sanki diyorum?...
Orda böyle bi rezalet olmazdı gibime geliyor…
Zira bi insanın banka hesapları, sosyal kurumlarla işlem geçmişi, yerel hizmetlerin düzenli kontrolleriyle hep takip ediliyor…
Belki yine geç bulunurdu ama,  bu denli geç olabilir miydi acaba?
İnsan düşünmeden edemiyor…
Velhasıl kelam,
Yine sistemin eksikliği,
Yine insani duyguların azlığı…
Ve yine hep keşkeler…
Mekanı cennet olsunlar…

Ne diyeyim…
Ölümün bile hayırlısı!...