​İnsanın özgür olması ne demek? Her istediğini yapabilmek özgürlük müdür? İnsan her istediğine ulaşmalı mı? Özgürlük, tarih boyunca en çok düşünülen ve kaleme alınan sorulardan biri olmuştur. İnsani haklarını savunmak elbette her bireyin hakkıdır; ancak bu, başkalarının alanına girmeden, belirli kıstaslar dahilinde ve kanun çerçevesinde olmalıdır.
​Başkalarının alanına ne kadar saygılıyız? Neden birbirimize tahammülümüz kalmadı? Her şey trafiğe çıktığımız anda başlıyor; herkes birbirine kızıyor. Sokakta yürürken, sanki köşe kapmaca oyunu oynar gibi, birilerine çarpmamak için sağa sola kaçışıyoruz. İskeledeki kafelerde oturup onu bunu çekiştiriyoruz: "O ne giymiş?", "Ay, bu nasıl pantolon?", "Kız, o yanındaki kim?"... Önyargılarla doluyuz.
​Nereye gitti bizim mütevazılığımız? Hangi atlara binip gittiler? Şu saygıyı ve sevgiyi bir türlü yakalayamıyoruz. Bizim kuşak; annesinden, babasından öğrendi her şeyi. Büyük gelince ayağa kalkar, masanın en başına oturmazdık...
​Milletçe de asla özgürlüğümüzden vazgeçmedik. Özgürlük demek sınırsızlık değil; başkalarının hakkına zarar vermeden, sorumluluklarının farkında olmaktır. Şimdiki kuşak bu tanımdan habersiz yaşıyor; saygının sadece adı kaldı dilimizde.
​Bir kuş için uçmak özgürlüktür; ama o kuş, fırtınada kanat çırparken yorulacağını bilir. Bizim için de böyledir. Özgür olduğumuz an, suçlayacak bir "kader" ya da sığınacak bir bahane kalmaz. Hayatımızı ellerimizle şekillendiririz. Hata yapabilme ihtimalimiz her zaman vardır ancak bu hatalara nasıl tepki verdiğimiz önemlidir. Bunun yanı sıra, harikalar ortaya koyma kapasitemiz hata yapma riskimizden çok daha büyüktür.
​Özgürlük bir varış noktası değil; bir yürüyüş, bir yaşayış biçimidir. Ayağımızdaki prangaları çözmek yetmez; koşmayı da yeniden hatırlamak gerekir...