Kaza adeta geliyorum dedi..
Emirgan rampasında yine kaza yine ölüm..
Geçtiğimiz Cuma günü Emirgan rampasından uçan otomobil 100 metre denize uçtu.
Bu rampada meydana gelen kazada bir çok canlar yitirildi.
Kapuz tersane ile Emirgan otel arasında bilinen dik rampa yol kenarında maalesef ince beton bariyerler bulunuyor.
Halbuki buraya beton bariyer değil çelik bariyer konulmalıydı.
Bu konuyla ilgili olarak Kilimli dolmuşçu esnafı, “Bakın biz burada her gün yüzlerce yolcu taşıyoruz. Allah korusun olası bir kazada yolcuların hayatı söz konusu. Yol kenarlarındaki beton bariyerler çok yetersiz. Çelik bariyer istiyoruz. Çelik bariyer şart. Yoksa araçlar aşağıya uçar..” şeklinde görüş ve taleplerini dile getirmişlerdi.
Ama ne yazık ki yetkililer bunu dikkate almadı.
Yeşil Mahalle Muhtarı Arif Pınar’ında aklı başına yeni gelmiş olacak ki kazadan sonra yaptığı açıklamada, “Bunlar çocuklar düşmesin diye yapılan korkuluklar. Daha güçlü bir bariyer yapılabilir. İnsanların ve araçların aşağıya düşmemesi için korkuluk yapılabilir" dedi.
Biz kaç aydır uyarıyoruz halbuki
Evet bu kaza son olsun ve tersane ile Emirgan Otel arasında bulunan yola çelik bariyer yerleştirilsin. Bunun başka bir yolu yok çünkü.

**

GAZETECİLER DE AŞIDA ÖNCELİKLİ..

Sağlık çalışanları gibi toplumla her zaman iç içe olan biz gazetecilerin de korunması ve salgının önlenmesi için aşı yaptırmanın gerekli olduğunu bugüne kadar bir çok kez yazmış ve dile getirmiştik. Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) olara ta sağlık Bakanlığı nezdinde olsun, Ankara’da üst düzey temaslarla olsun gazetecilerinde koronavirüs aşısında öncelikli olmaları için girişimlerde bulunulmuştu. 
Ve bu girişimler nihayet sonuçlandı. Biz sahada görev yapan gazeteciler olarak aşıda öncelikli sıralamaya girdik ve sistemden randevu alarak aşılanmaya başlandı.
Nasiple ben randevumu aldım ve Salı günü aşımı olacağım. 
Basın çalışanları olarak aşıda öncelikli olmamız sebebiyle bu kararın alınmasında emeği geçen ve hassasiyet gösteren devletimizin ilgili kurumlarına teşekkür ediyorum
En kısa zamanda tüm toplum olarak aşılanarak koronaya bağışıklı hale geliriz inşallah.

**

ARDIÇ KUŞU HİKAYESİ: 

Ankara da iXim uzamıştı. İstanbul’a dönüş için aldığım biletimi değiştirmem gerekiyordu. Öğle arasında Sıhhiye’deki otobüs yazıhanesine gidip biletimi erteletmek için acele ediyordum. Kalabalıkta koşarken çarpıştık o yaşlı adamla. Sendeledi, elindeki büyük sepette bulunan tahta kasık, masalar yola saçıldı. Sanırım Belediye zabıtasından kaçıyordu. Heyecanlanmış, rengi solmuş, nefes nefese kalmıştı. Sakinleşmesi için koluna girip yol kenarındaki banka oturmasını sağladım. Savrulan kasık ve maşaları toplayıp ben de yanına oturdum. Sepetten dağılanları yerine dizip, bir yandan da;
-Bırakmıyor su Belediye zabıtaları üç kuruş para kazanalım, eve katkımız olsun diyerek söyleniyordu.
Tahta kaşıkları sepete koyarken yardım etmek istedim.
-Dur hele, Şimşir ve Ardıç olanları diğerlerine karıştırma- diyerek bana engel oldu.
-Hepsi tahta kaşık işte ne fark eder?
-Olur mu beyim? Şimşir ve Ardıç ile Ihlamur, Gürgen bir olur mu?
-Bilmem… Görsem ağaçlarını bile tanımam herhalde. Ne fark var aralarında?
-Ardıç, Şimşir sert ağaçtır, kolay bırakmaz kendini isleyesin. Zordur Ardıç’tan kaşık çıkarmak ama, evladiyeliktir, senelerce kullanırsın. Ihlamur, Gürgen ise yumuşaktır, kolay islersin ama çabuk yumuşar, dayanmaz.
Sivas in Hafik ilçesinde çiftçilik yaparken sağlık sorunları nedeniyle kızının yanına Ankara ya yerleşmiş. Evin geçimine katkısı olsun diye tahta kasık ve masa yapıp işportada satıyormuş. Ardıç ağacının zor bulunduğundan yakındı. Elindeki maşayı eliyle okşayarak;
-Ardıç kuşu ağacını terk etti, bir araya gelmeleri çok zor artık- dedi.
Anlamamış gözlerle bakmış olacağım ki açıklama yapma ihtiyacı duydu.
-Beyim Ardıç kuşunu bilmez çoğumuz. Ardıç ağacı yabanidir, öyle tohumundan üretemezsin, çelikle me ile de olmaz. Ağacın üremesi meyvelerinin Ardıç kuşu tarafından yenilip pisliği ile atılmasına bağlı. Ağacın tohumu ancak o zaman filizlenebilir hale gelir. -Yani bu kus olmazsa Ardıç ağacı üreyemiyor, öyle mi?
-Evet, aynen öyle. Bunlar birbirine mahkum sevdalılardı.
-Peki sonra ne oldu, kuşlar mi azaldı?
-Kuşlar azalmadı hatta çoğaldılar bile. Ama şehirler büyüdükçe çöplükleri de büyüdü. Kuşlar Ardıç ağacının meyvelerini yemektense çöplükten beslenmenin daha kolay olduğunu keşfettiler. Ardıç kuşu ağacını unuttu, şimdi kentlerin, kasabaların çöplüklerinde yaşıyorlar. Ardıç ağaçları ise kayboluyor gözümüzün önünden. Herkes Ardıç kuşu gibi, zahmet çekmektense kolay geçinmenin, kolay yaşamanın yolunu arıyor, ardına bakmıyor.