Çocukluğumuzdan geriye kalan o eski "kurban bayramları" aklımda sadece bir takvim yaprağı değil, kokusuyla, sesiyle, telaşıyla yaşayan sıcacık bir hatıradır. Her şey bayramdan günler önce başlardı. Evlerde hummalı bir temizlik yapılırdı. Camlar silinir, en güzel örtüler serilirdi. En mutlu an, küçük bütçelerle ama kocaman sevgilerle alınan bayramlıklar... Alınan o elbiselere sarılıp uyumaya çalışırken, duyulan saf heyecan, büyüdükçe yitirdiğimiz en masum duygulardı. Bayram sabahı tatlı telaş olurdu. En güzel kahvaltılar hazırlanır, bütün aile üyelerinin beraber olmasının verdiği mutluluk hepimizin yüzüne yansırdı. Bayram namazından gelen babanın eli öpülür, harçlıklar avucumuza sıkıştırılırdı. Mahallemizde bir komşum vardı. Tam bir Osmanlı kadınıydı. Bayram gelince, kenarı işlemeli mendillere onlarca harçlık koyardı. Çocuklara verince, sanki dünyanın servetini almış gibi sevinirlerdi. Bayramlarda küslükler biter, sevgi sözleriyle yerini samimi bir kucaklaşmaya bırakırdı. Kurban bayramının ruhu gösterişten uzak, tamamen "birlik olmak" üzerine kurulu paylaşma telaşıydı. Etler özenle pay edilir, o kapı eşiklerindeki göz göze gelişlerdeki minnet ve sevgi tüm mahalleyi ısıtırdı.
Belki şimdi o eski mahalleler yok, belki sevdiklerimizin bir kısmı artık sadece dualarımızda yaşıyor. Eski bayramları özlemek aslında geçmişi özlemek değil, insanın insana çıkarsızca sarılmasını, samimiyeti ve o güven veren sıcaklığı özlemektir. Ne zaman bir çocuğun başını okşasak ya da ne zaman bir sofrayı sevdiklerimizle paylaşsak o eski bayramlar canlanır ruhumuzda. Huzurlu sevgi dolu bayramlar dilerim.