Aşkın en tatlı, en çok kafa karıştıran hallerinden biridir bu soru: Aşık olmak mı güzel, yoksa maşuk (sevilen) olmak mı?
Görünürde maşuk olmak daha konforlu gelir insana. Sevilmenin, el üstünde tutulmanın, birinin gökyüzündeki tek yıldızı olmanın getirdiği o güvenli liman... Şımartılırsın, merak edilirsin, yolun gözlenir. Birinin sığınağı olmak elbette ruhu okşayan, insana kendini değerli hissettiren o muazzam duygu... Ama sadece" Maşuk "olarak kalmak, bir sergide en değerli bir eser gibi durmaya benzer, hayran olunursun ama kendi içindeki o büyük ateşi hiç yakamazsın.
Oysa aşık olmak, insanın kendi sınırlarını aşmasıdır. Aşık olduğunda kalbinin atışı değişir, dünyayı başka renkte görmeye başlarsın. İçindeki o çoşku, o heyecan, gözlerinin içinin gülmesi... Hepsi senin kendi ruhunun zenginliğidir. Aşık olmak, ben duvarlarını yıkıp, başkasına yer açabilmek cesaretidir. Birini karşılık beklemeden, hesapsızca sevebilmek insanı büyütür,derinleştirir, olgunlaştırır. Aşkın asıl ödülü sevilen değil sevebilen bir kalbe sahip olmaktır. Maşukluk pasif bir kabullenişken, aşıklık o ruhtaki efsanevi eylemdir. Yoksa nerden bilecektik Leyla ile Mecnun'u, Kerem ile Aslı'yı. Yani insanı dönüştüren, şair yapan, dünyayı güzelleştiren şey sevilmekten ziyade sevebilme kabiliyetidir. İşin en güzel tarafı bu masalsı duyguları birlikte hissedebilmektir. Eğer birini seçmek gerekirse, kalbin o muazzam çoşkusunu hissetmek, o tatlı sızıyı duymak ve bir insanı karşılık beklemeden sarıp sarmalamak için aşık olmak, ruhun en samimi en canlı halidir. Çünkü sevildiğinde bir başkasının dünyasında var olursun, sevdiğinde ise kendi dünyanı baştan yaratırsın.